20 Eylül 2017 Çarşamba

Kısa Bir Hayat Hikayesi

Hayatımızda bazı kadınlar vardır, bilirsiniz; onlar anne olurlar, baba olurlar, abla olurlar, kardeş olurlar… Hayatımızda yerleri başkadır. Güçlü kadın dendiğinde ilk aklıma gelendir.
Beni ben yapan, içimdeki Pınar’ı ortaya çıkaran, hayatımda beni benden daha fazla düşündüğüne inandığım tek kişi, işte o benim annem…
Kalbim, annemden en büyük miras bana.
Hayatım boyunca hep yanımda duran ve destek olan anneme ve başıma gelen tüm iyi/kötü olaylarda payı olan herkese teşekkür ederim. Ben yaşadıklarım sayesinde kendimi bulmaya, yaşadıklarımı sorgulamaya ve hayatımı anlamlandırmaya başladım.

“Her şey üst üste geliyorsa korkma, orası kaderinin değişeceği yerdir” diyor ya Mevlana, işte bir gün herkes tam da o cümleyi yaşıyor.

Hayatımda yaşadığım çok şey için “niye yaşadım bunları?”, “neden benim başıma geldi?” diyoruz ama aslında o kızdığımız şeylerin hepsinin içinde bir hayır var. O yüzden kızarak değil şükrederek yaşamayı öğreniyorsunuz bir yerden sonra… Sonuna kadar haklı da olabilirsiniz yaşadıklarınızda. Hatta size yaşatılanlar yüzünden başkaları suçlu da olabilir ama hayatın yaşattıkları ve karşımıza çıkanlar asla tesadüf değildir. Hayat bizlerden hep bir şeyler öğrenmemizi ister ve istediği şeyler gizlidir. Sevgi, her zaman bir umut olacak kalbimizde tıpkı dua gibi. Affedelim gitsin, hayatın bize öğretmek istediğini görmeli ve onu öğrenmeliyiz
Ve sonrasında kendimizi bırakmalıyız hayata ve o bize istediğini yaşatsın…

Küçükken hep günlük tutardım, hatta halen daha devam ediyorum. Birini bitirip diğerine başlardım, hepsini saklıyorum halen. Açıp okuduğumda kimi zaman gülüyor kimi zaman da hüzünleniyorum.Yıllarca kağıtlarda yazdım, halen yazıyorum… Sanırım kendimi biraz daha aştım şimdi sitemde ve blogumda da yazmaya devam ediyorum. Güzel dönüşler de alıyorum.

Hayatımda hep üzdüğüm kadar üzüldüm ama üzüldüğüm kadar kimseyi üzmedim. Korktum bana kötülük yapanlara karşılığında kötülükle cevap vermekten.  Kendime yakıştıramadım intikam almayı… Biri beni aldattığında gidip öcümü almadım. Öfkemle dilime taşınan hiçbir cümleyi söylemedim beni kandıranlara, üzenlere…  Şimdi iyi ki de yapmamışım diyorum.

Sonra kendi kendime kararlar aldım ve daha önemlisi uyguladım.
Herhangi bir yerde bana birilerini hatırlatan şarkılar olmamalı, ben o şarkılar bir yerde çaldığında hatırlanan kişi olmalıyım dedim. Değişmem gerekiyorsa, değişmeliydim. Ve unutmayı öğrendim…
Gülmeliyim, çünkü gülmek bana çok yakışıyor…
Birileri artık beni sevmiyor olabilir ama ben hayatta her zaman , yanımda birileri varken dahi yalnız yaşadığımı bildim. 
Öyle kolay pes etmiyorum artık.
Üzmüyorum kendimi, aklıma getirmiyorum. Canımı yakan insanların ardından koşardım, artık koşmuyorum. Gitmeyi göze alan hiç kimse için kılımı dahi kıpırdatmıyorum.  Geçmişte pişman olduğum şeyler yaşamıştım ama şimdi pişmanlık nasıl bir şeydi hatırlamıyorum. 
Teşekkür ediyorum yaşadığım her şeye ve iyi ki yaşamışım diyorum.
Biliyorum, kimse boşu boşuna çıkmadı karşıma. Bazıları benim cezam, bazıları ise bana verilmiş en büyük armağandı. Geç bile olsa anladım, önemli olan şey; yaşadıklarımın beni güçlendirmesiydi. Aldatıldı isem, bu benim kandırılmış olduğumu göstermezdi; karşımdakinin karaktersizliğini, zavallılığını, kaybını da gösterirdi. 

Neden mi böyle oldum?
Çünkü ne zaman birinin gitmemesini istesem, bıraktı ve gitti.
Çünkü az değer verdiğim kişiler, bana o kadar çok değer verdiler.

Şimdi daha iyi anlıyorum; kalbin güzelse, yaşadığın kötü şeylerin veya sana yapılan haksızlıkların önemi yoktur. Çünkü eninde sonunda kazanan sen oluyorsun. 

Benim hikayem tam “bittim” dediğimde değişmem ile ve hayata yeniden doğmam ile birlikte başladı…

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Ders alın!

Her şeyin farkındayım aslında ancak inanmak, güvenmek ve gerçekten bir şeyler yaşamak istedim. Yani mutlu olmak, sevmek, sevilmek, değer görmek, ciddi birliktelikler yaşamak düşüncesinde oldum hep… Bu yüzden de biraz da olsa bir duygu hissettiğimde insanların hayatıma girmesine müsaade ettim.

O kadar iyi niyetliyim ki insanlara karşı, insanları kıramıyorum. Oysa ki direkt olarak kestirip atmalı, benden beklenmeyen kırıcı şeyleri söyleyip tamamen kapılarımı kapatmalıydım. Ama hep iyi niyetli düşündüm, hep fırsat verdim ama bu durum beni her seferinde daha çok kırdı, daha çok incitti…

Son dönem karşıma bana hiç dürüst davranmayan insanlar çıktı. Eminim ki ortak muhabbetlerinde benim iyi niyetli olduğum, çok saf olduğum, çok kolay kandırılabileceğim dahi konuşulmuştur. İnsanlar iyi niyeti saflık olarak değerlendiriyor ve verdiği zararı dahi düşünmüyor.

Kırıcı olmaktan hep çekindiğim, insanlara her zaman şans vermekten yana düşündüğüm için sevgili rolü oynanan, canı istendiğinde bırakıp gidilen oluyorum. Bir anlamda fırsat olarak değerlendiriliyorum; gördüğünde canı istediğini yaşayabileceği, canı istemediğinde umurunda dahi olmayacağı kullandığı aciz bir varlık sadece. İyi niyeti suistimal edilen hep ben oluyorum. Kurnaz davranmıyorum çünkü, kendi menfaat ve çıkarlarımı düşünmüyorum; her zaman karşımdaki insanlar için çabalayan, mücadele eden, onlara fırsat tanıyan, hayatımda yer açan, iyi niyetli bir tavır sergiliyorum ve hep zarar gören ben oluyorum. İnsanlara güvenmeyi tercih ettim, inanmayı istedim onun için bu kadar zarar verildi bana.

Güven vermeyen, sadakatsiz, asla ciddi bir ilişki içerisinde olamayacak, karşısına çıkan kadınlara fırsat olarak bakan ve bu fırsatları değerlendirme yolunda ilerleyen aciz kişilikler… Dışarıdan bakıp yaptıklarını incelediğimde, konuştuklarına, yaptıklarına baktığımda “efendi markalı terbiyesiz adam” olduklarını gösteriyorlar. İşin daha ilginç tarafı hepsinin ortak özelliği dinlerine olan inanç ve bağlılıkları (ki yaptıkları terbiyesizliklerin vicdani kısmını rahatlatmak için ve o şekilde günahlarının affedileceğini düşündüklerinden kullandıkları ortada). Anadolu çocuğu edasıyla dolaşan, kişilikten yoksun, ilahi adaletten bihaber, yaptıkları sahte ibadetler ile yaşattıkları pisliklerin kapatılabileceğini düşünen gerçekten aciz varlıklar olduğunu izlediğim bu sürenin sonunda anlayabildim…

Uzak durulması gerekenler listesini yeniden güncelledim. Elinizde bulunsun, demedi demeyin!

• Her zaman replik ezberlemiş gibi konuşan ve bu sayede tüm kadınları etkileyebileceğini sanan oyuncu özentisi zavallılar

• Tüm kadınları tavlamak için aynı taktiği uygulayan yaratıklar (burada dünyanın küçük olduğunu ve insanların birbirleri ile arkadaş olabileceğini düşünemeyecek kadar beyinsiz olduklarını da kanıtlamaları cabası)

• Ne istediğini bilmeyen erkekler

• Belli şehirlere mensup, gerçekten üretim hatası olanlar. Hatta bazılarının memleketi bile belli değil ne olduğu belirsiz kendini 2-3 memleketli sananlar. Örnek verecek olursak; Hatay, Kastamonu, Ankara, Adana (%1 belki adamına denk gelme şansınız var o da çok şanlıysanız tabii ki)

• Karşınıza çıktığı an yolunuzu dahi değiştirmeniz gereken Başak burcu erkeği. Hayatınızda daha terbiyesizini tanıyamayacağınıza eminim. Benden söylemesi, illaki denemek isterseniz tercih sizin!

Son deneyimlerim çok iyi ders oldu bana!

13 Temmuz 2017 Perşembe

Duyduk duymadık demeyin, insanlık öldü!

Neyin bedelini ödüyorum bilmiyorum. Ama inanıyorum ki bu dünyada yaşadıklarımın ahirette karşılığını göreceğim.

İnsanlar yalan söylemekten utanmıyor, çekinmiyor, şu an istediğiniz kadar yalan söyleyebilirsiniz ama o gün geldiğinde herkes yalanıyla karşıma çıkacak diyorum ama ona bile utanmıyor kimse. Herkes kendini aklamak için sözde iyi niyetle yazdığı şeyleri paylaşıyor ama kimse açık yüreklilikle al bütün konuşmalarımız bunlar diyemiyor çünkü herkes bir yerlerde birinin arkasından atıp tutmuş konudan son anda haberi olan, iş pisliğe sardığında çamura bulaştırılan ben oldum çünkü herkes çok iyi niyetliydi ve Pınar üzülüyor diye çabalıyorlardı ya.


En büyük hatam insanların “benim üzüldüğümü düşünüyor ve bana destek olmak istiyorlar” düşüncesine inanmam onlara çok güveniyor olmam. Ama gördüm herkes kendi menfaati, kendi kini, kendi kavgası için beni alet ettiğini. Benim iyi niyetle üzüldüğümü anlattığım şeyler için “Pınar yalan söylüyor” konuşmalarının yapıldığını gördüm. Adım adım takip edildiğimi gördüm, ama “orada bunu beğenmemiş burada bunu yapmamış, vay arkadaş” şeklinde kendi şeytanlıklarını göz ardı edecek konuşmalarına alet oldum.


İnsanlar o kadar kötü niyetliydi ki iyi niyetimle insanlara fazlasıyla kandım. Benim kadar samimiyetsiz biri daha yokmuş dünyada şeklindeki hakaretlere maruz kalan ben oldum ama kimse ben “Pınar yalan söylüyor”, “Pınar şöyle yaptı”, “Pınar böyle yaptı” dedikoduları; muhattap “Pınar” olmasına karşılık artık herkesin yediği halt çıkacak ortaya diye birbirine pislik atarken ben yaralandım. Kimsenin arkasından atıp tutmadım, elimde insanları yaralayacak, zarar verecek o kadar şey varken bir kez bile onları koz olarak kullanmadım beni yaralayan insanlara; yaşadığım şey beni ilgilendirirdi kimseye zarar vermedim. Çünkü hep inancımla geldim bugüne, Allah tüm yaşadıklarımı, haklıyı haksızı, üzüldüğümü, gözyaşımı görüyor dedim ona bıraktım her şeyimi çünkü insanlar kul olarak zarar verirdi sadece ama bu dünya insanlara kinle, nefretle zarar vermeye değmezdi.

Şimdi herkes kendini akladı, herkes prens, prenses oldu ama kötü olan ben oldum çünkü ben söylemiştim yara aldığım şeyi. Biri ben maşa olarak kullanıldım dedi, diğeri benim Pınar’la konuşmam yok ki gerekçesinin arkasına sığındı. Ortada üzüntü yaşamış, iyi niyete aldanmış bir tek ben kaldım.

İnsanlar hiçbir zaman kendilerinin yaptıkları konusunda aynaya bakmadı bile. Çünkü suçlamak, konuşmalardan bihaber iken, en son anda çamuru hiç haberi olmayan kişiye atmak işin en kolay yanıydı...

Günlerdir ağlıyorum düşürüldüğüm rezalet durum için ve bu acımı nasıl dindireceğimi bilmiyorum… 


Yine de teşekkür ederim dünya…

19 Haziran 2017 Pazartesi

Kendinizi Bulun!

Eski sevgilinizi değil, kendinizi geri getirmeye bakın! Hayat bugünde var olur. Geçmiş çoktan geçmiştir ve gelecek yarındır. Bugün ise buradadır ve tek gerçektir. Değerli vaktinizi kontrol edemediğiniz şeyleri değiştirmeye çalışarak boşa harcamayın. Kendi mutlu benliğinizi bulun. Sevdiğiniz insanlarla görüşün, sevdiğiniz şeyleri yapın. Hiç öyle hissetmeseniz de içinizdeki acı sonunda geçecek. Ve tekrar nefes almaya başlayacaksınız. Unutmayın, her seferinde sadece bir gün sonra yepyeni bir gün daha… 
Ve nihayetinde tekrar zevkle soluyacağınız bir hayat var önünüzde!

Oyunlar oynayarak yaratacağınız aşkı birkaç ay, en fazla bir sene elinizde tutabilirsiniz. Vaktiniz bir seneyi çöpe atacak kadar değersiz mi? O zaman oyunlara değil gerçeklere odaklanın. Nasıl mı başaracaksınız? Okumaya devam edin o zaman!

Mutluluğu dışarıda aramayın. Mutluluk içinizden gelir. Kendiniz olun, tek gerçek sizsiniz. Gerçek kendinizin farkına varın. Zihninizi gerçekten özgür bırakıp kendinizi gerçekleştirdiğinizde bir başkası olmadan da mutlu olabildiğinizi göreceksiniz ve enerjiniz genişleyecek. İnsanlara çekici gelen, “iyi görünüyorsun” dedirten işte etrafa yaydığınız bu mutluluk ve kendiniz olma halinizdir. Ama unutmayın, başkalarını kendinize çekmek için değil, kendiniz için mutlu olun! Sonra kendinize sizin gibi kendi kendine mutlu olabilmiş bir başkasını bulun ve beraberken toplam mutluluğunuzun nasıl arttığını görün. İşte gerçek aşk adayı budur!

Aşık olmak, aşık olmayı istemekle, aşka olan inancınızla ilgilidir ve çoğu aşk bir yanılsamadır aslında. Önemli olan ortada aşk yokken de uyumlu olacağınız ve içtenlikle seveceğiniz bir insan bulup kendinizi ona aşık olduğunuza inandırmaktır. Bunu karşılıklı olarak yapmayı başarabilirseniz, çok uzun süren mutlu bir beraberliğiniz olabilir.

Gerçek aşk, ancak her şeyin çok doğal olduğu ortamda yeşerebilir. Doğal olun. Kendi doğal halinizin en iyisi olun. ...mış gibi yapmayın. (seviyormuş gibi, özlüyormuş gibi, gitmeyecekmiş gibi, değer veriyormuş gibi) Sürdüremeyeceğiniz oyunlara girmeyin. Oyunlarla kendinize bağladığınızı düşündüğünüz insanlar ansızın hayatınızdan çıkarlar. Ayrıca oyun oynadığınız sürece gerçek aşkın tadını alamazsınız. Aşk oyunları, eğer illa oynanacaksa, aşk için değil, aşk oyunu adına oynanmalıdır. Ve arkasından gerçek bir aşk beklenmemelidir! Yaşayıp gördüm, çok değer verirken oyuna gelmiştim çünkü karşımdakinin amacı sadece duygular ile oynayıp zaman geçirmekti.

Aşk yoklukta oluşur. Size bazı oyunlarla aşkı elde edeceğinizi vaat eden tüm taktikler aslında karşınızdakini bir şekilde psikolojik yokluğa sürüklemekten ibarettir. Bu açıdan aşk oyunlarının işe yarayacağını düşünebilirsiniz. Düşünmediğiniz nokta ise karşınızdakinin size değil, yarattığınız maskeye aşık olduğu veya aslında gerçekten aşık olmadığı gerçeğidir. Halbuki bu yokluğu oyunları bir kenara bırakıp kendiniz olarak da yaratabilirsiniz. Her insanın kendi alanına, kendi uğraşlarına odaklanmaya, üretmeye ve başarmaya ihtiyacı vardır. Kendiniz olmaktan vazgeçmezseniz, oyunlarınız olmadan da birbirinizi özlersiniz ve eğer doğru insanı seçmişseniz ona tekrar tekrar aşık olursunuz. Bunu karşılıklı olarak başarabilirseniz, işte gerçek aşk budur!

En son ne zaman iletişim kurdunuz? Bunun iletişim olduğuna emin misiniz? Dilin “tuzu uzatır mısın” demekte yeterli, soyut kavramları konuşmakta bazen yetersiz kaldığını hissettiniz mi hiç? Hele kavram konuşmak çok yanıltıcı olabilir. Aşk istiyorum dediğinizde, karşınızdaki acaba aşktan ne anlıyor? Onun için, örneğin “Huzur istiyorum” demeyin, huzurdan ne anladığınızı anlatın. Aradığınız duyguları kelimelere dökün. Veya dökmeyin, hissettiğinizde işte ben bunu istiyorum deyin. Kalem bazen kılıçtan keskindir, doğru. Yine de yılmayın, sonuna kadar iletişim kurun. Gizem yaratarak karşınızdakinin size kapılması sizce gerçek aşk mı? Bırakın gizemi, kaçıp kovalanmayı, kendiniz olun, iletişim kurun, ne istediğinizi anlatın, karşınızdakinin ne istediğini anlayın. Ve eğer istekleriniz birbirini tutmuyorsa hiç düşünmeden yolunuza devam edin. İnsanlar değişmez. En azından birisi için değişmez. Çoğu zaman insanların özü aynı kalır. Ve etrafa uyum sağlayacakları kadar değişirler. Karşınızdakini olduğu gibi kabul edin ve onun da sizi kendiniz gibi kabul etmesini bekleyin. Sıkılmayın. Sıkılmaktan korkmayın. Sıkılmak da hayatın bir parçası. Beraber sıkılmayı da göze alın. Siz kendiniz olduğunuz sürece zaten mutlu olacaksınız. Unutmayın, sizin içinizden mutsuzluk geliyorsa karşınızdaki sizi hiçbir zaman mutlu edemez. İki insan olarak ayrı ayrı mutlu olun. Beraber çok daha mutlu olun. Hayatın iniş çıkışlarında birbirinizin elinden tutun. Herkes her zaman mutlu olamaz. İlk mutsuzlukta birbirinizden sıkılmayın. İyi günde kötü günde derken, iyi günden çok kötü günü düşünerek söz verin. Tutamayacaksanız hiç söz vermeyin. Siz kendi içinizde ne kadar mutlu iseniz, kötü günlerde karşınızdakinin o kadar çok yanında olursunuz. Ve bunlar karşılıklıdır. İlişkinin güzelliği de zaten buradadır.

Beklediğim ve istediğim gerçek "Aşk" a...


7 Haziran 2017 Çarşamba

Güçlü Kadınlar

Hiçbir kız çocuğu güçlü kadın olmak için doğmaz bu hayata… Hepsi masum hayaller kuran, şımarık bir prenses olarak gelirler. Kaderdir onları, cadı, fettan ya da güçlü kadın yapan…
Tutulmamış sözler, yaşanamamış mutluluklar, çaresiz hastalıklar, ölümler ve ayrılıklar daha çok güç vermiştir onlara! Güçlü kadın her ihtimalde yaşanmışlıkları düşünmez,  onlar yaşanmışlıklar sayesinde güçlüdür zaten. Boyun eğmez,  her zaman ve her yerde ben buradayım diyebilir…
Ve bence her zaman mutlu olmayı hak ederler, hani en alımlısından mutluluğu…

Ya erkekler;  sadece kaslarıyla ve sözleriyle güçlüler...
Ama hiçbir zaman acı çekmiş, annesini babasını kaybetmiş, söz verilip tutulmamış, birçok felaket yaşayıp yılmamış bir Kadın kadar güçlü olamazlar hiçbir zaman…

Güçlü kadın,  herkes gibi hatta herkesten çok acı çeker. Öyle sanıldığı gibi duygusuz değildir. güçlü kadının her gün kuşanması gereken bir zırhı vardır; dışarıdan görünen dik baş, geniş ve sağlam omuzlar, sürekli gülümseyen bir surat! Ama o zırhın altında zırhından da ağır bir yorgunluk taşır. Ağladığını, incindiğini, üzüldüğünü çevresine göstermeden, kendisine
acındırmadan yaşar. Acılarını, sıkıntılarını, ayrılıklarını içinde yaşayan kadındır güçlü kadın.

Canı çok yanar,evde kendi başına kalkıp çorba yapamayacak derecede hasta olabilir, tüm dünyayı karşısına alabilecek kadar aşık da olabilir… Ya sonra mı? Sonra terk edilir hem de sebep yokken.  Karşısındaki güçlü olduğunu anladığı için; her şeyi hissettirmesine karşılık erkek gücü olmadığını söyler…  O an durup düşünürsün evet sen güçlü biri değilsin o güçlü kadın seni dokuz ay karnında taşıyıp bu dünyaya getiren anne diye haykırmak gelir içinden…

Oturup günlerce, gecelerce ağlayabilir. Tek farkı gözyaşlarını sadece kendisi görsün ister. Çünkü güçlüdür o istemez kimse onu ağlarken, üzülürken görsün o böyle alışmış hayata tek başına kalmaya...

Ayağa kalkan, üstünü başını düzeltip, yaralarına pansuman yapan ve hayatına kaldığı yerden
devam edendir güçlü kadın. Yaşadığı ne kadar kötü, olumsuz ve yıpratıcı olursa olsun ayakta durmayı başarabilen, hayata karşı duruşu olan kadındır güçlü kadın. Bu dengeyi bozacak hiçbir şeyi hayatında istemez buna karşılık ne istediğini bilen kadındır. Zaman ve enerjisini doğru yerde, doğru kişilerle harcamayı seçen, vazgeçmesi gerektiğinde çok zor olsa da bunu başarabilen kadındır.

Çünkü güçlü kadınlar terk ediliyor, sevilmiyorlar. Güçlü kadınlar güçlü olabilmeyi kendileri seçmemiş, güçlü olmak zorunda bırakılmış kadınlardır bence.

Peki, olayın bilimsel boyutunu biliyor musunuz? İnsan vücudu en fazla 45 del(birim) acıya dayanabilir. Doğum anında bir anne 57 del (birim) kadar acı çeker. Bu aynı zamanda 20 kemiğin kırılmasına eş değerdir. Yani kadın yaradılışı gereği güçlüdür ama ne kadar güçlü olursa olsun bir erkeğin onu koruması bambaşka bir olaydır…

Ataerkil toplumlarda yetişmiş, öz güven sorunu olan erkekler, güçlü kadınları sevmez!..
Bunun altına milyonlarca sebep sıralanabilir…

Dönüp bakıyorum kendi hayatıma ve çevremdekilere;  çok insan tanıdım. Bir kaçını çok sevdim, hayatımın baş köşesine oturttum. Çok değer verdim, çok emek verdim, kaybetmemek adına çok uğraştım ama başaramadım. Her bitişte, her gidişte mantıklı bir sebep bekledim ama hepsinde de yuvarlak cümleler duydum. Hiçbiri de “şu nedenle bitti” şeklinde mantıklı bir açıklama yapamadı bana. Biri yaptığı hataya karşılık haklı olduğumu anladığı ve söylediği halde “iki tarafı da teraziye koydum şu anda bir taraf ağır basıyor” demişti. Hangi taraf olduğunu sormuştum.  Benim tarafım olduğunu ama bana yaşattıklarına karşılık benim kendisine çok iyi biri olduğumu ve benden af dileyemeyeceğini söylemişti. O an içimde fırtınalar koptu, yüreğim çok yaralanmıştı ama güçlüydüm karşısında ağlamadım bile. Veda edip ayrıldım. Diğeri için ortada sorun dahi yokken çok çaba sarf ettim. Ben hep emek verendim, bir şey olduğunda benim de bir kabahatim vardır diye hep alttan aldım. Yanlış anlaşılmalar yaşanmaması için hep açıkladım, hep hissettiklerimi anlattım, her şeyi açıklamaya çalıştım, değerli olduğunu her dakika hissettirmeye çalıştım ama yine başaramamışım. Sebep yoktu, sorduğumda mantıklı açıklama dahi yoktu, hiç olmadı. “Değerli olduğumu hissettirdin ama benim bir ilişki yaşamaya gücüm yok” dendi. Çok sürmedi bu cümleden sonra…. Bir ay sonrasında yeni bir ilişki yaşamaya başlamıştı ve gözlerimle gördüğümde yıkıldım. Canım öyle yandı ki anlatamadım kimseye. Üzüldüğümü, bu şekilde öğrenmemem gerektiğini söylediğimde yine kötü olan ben oldum. Arkamı döndüm artık, her dakika daha çok uzaklaştım ve uzaklaşıyorum ondan. Yaptıklarıma karşılık bunu kendisi başardı.

İlki hayatına benden sonra kimseyi almayı başaramadı ya da istemedi bilmiyorum, ikincisinin hayatına aldığı kadınla kendimi karşılaştırmıyorum dahi. Ben güçlüydüm ama ona yönetebileceği, çok yorum yapmayan, fikir beyan etmeyen, kendi özgürlüğü olmayan, hayatını birinin hakimiyeti altında sürdürebilecek, gel deyince gelecek git deyince gidecek, kendi kurallarına göre yönetebileceği biri gerekliymiş onu gördüm…  Ben özgürlükse özgürlük, aşk ise aşkı, saygı ise saygıyı sonuna kadar yan yana yaşamak için varım ve olacağım bu dünyada...

Özetle; güçlü kadınlar korkak erkekler nedeniyle yalnızdır!...