2 Şubat 2017 Perşembe

Hissettiklerim

Değişik duygular yaşıyorum. Bir tarafım uğraşmaya devam et derken diğer tarafım zaten elinden gelenin en iyisini zaten yaptın yoluna bak artık diyor…

Evet, elimden geleni fazlasıyla yaptım ama ona karşılık bir adım dahi alamadım; bundan sonra susma zamanı artık… En azından insanların niyetlerini öğrendim deyip; içimdeki yarayı bu şekilde iyileştireceğim. İnsanlara yaşadıklarımı anlatıp, kırılmak istemediğimi söyleyip yeniden aynı şeylerin yaşatılmasında iyi niyet arasam da bulamıyorum artık...

Çok güzel söylemiş Uğur Gökbulut:

“Ve herkes farklı şekilde tükeniyor hayatında...
Kimileri doğru insanı beklerken, kimileri ise doğru zannettiği kişinin gerçekleriyle yüzleşirken...
Yani şu hayatta herkes bir şeylerin bedelini ödüyor
Bazen seçtiklerinin, bazen ise seçmediklerinin!...”

Çok sevip, çok değer verdim hayatım boyunca hayatımda yer bulmuş herkese. Kendimden verip, insanlar için fazlasıyla özen gösterdim… Çoğu zaman kırıldım ama hiçbir zaman vazgeçmedim değer vermekten, hep anlaşılacağını düşündüm. 

Dostluğumda da ilişkimde de yaşadım aynı durumu. İnsanların gerçekten kötü, duygularından emin olmadan, her şeyin istek, arzular ve çıkar üzerine kurulu olduğunu gördüm.

Dostluğumdan başlarsak eğer; çok emek verdim, çok şey yaptım. Maddi, manevi her şeyde yan yana oldum, elimden gelenin fazlasını yaptım ve sorun yaşadığımda da kimseye söylemedim, belli etmedim. Aslında başında da anlamalıydım; üç kişilik bir kız ekibi idik ve ikisi birbirine canım, cicim, ciğerim denilirken ben hep dışlandım, ben bir yerlere uçak bileti alan kişi oldum sadece. Şahit olduğum çok durum var, ikisi fısır fısır konuşurken ben çok konuşmaya alınmadım. Çok sevgili iki dostun fotoğraflarının altlarına yazdıkları yorumları dün gibi hatırlıyorum, ben yazdığımda nasıl cevapların verildiğini de... O zamanlardan kırıldım hep ama alttan aldım, hep gülümsedim, yine de en güzel şekilde iletişim kurmak için uğraştım. Yılbaşında özel hediyeler alıp, heyecanla verdim ama onların o heyecanı yoktu bile. Ve eminim ki o hediyeleri çok sevdiği dostu aynı şekilde fotoğraf ve yazı ile hazırlasaydı el üzerinde tutulur, ne metiyeler yağdırıldı ama bana yapılmadı. O akşamı çok iyi hatırlıyorum… Ama olsun ben içimden geçeni yaparak mutlu olmuştum ya o bana yeterdi… Yazmaya kalksam yazacak o kadar çok şey, verilecek o kadar örnek var ki… Beraber gittiğimiz bir çok gezide çok kez ikisinin fotoğrafını çekmemi istedikleri ve yaptıkları, her şeyde, her yaptıkları işte dışladıklarını çok iyi biliyorum ama dedim ya hep sustum… Sonra ikisinin arası bozuldu dost ben oldum (dost denirse tabii ki). Dostunun(?!) boşluğunu dolduran birisi işte… Ben yanıldım… Yine aynı şekilde çok şey için uğraştım ama işin özünde başında da belirttiğim gibi sadece “uçak biletini alan kişi” oldum hep. Yine üç kişiydik asıl dostu farklıydı. Yine çok geziye gittiğimizde çok kez benim yanımdan uzaklaşıp şöyle yapalım diye konuşuldu sessiz sessiz. Benimle formalite gereği konuşuldu bir çok yerde. Hepsinde sustum, fotoğraf çektikleri yere gitmedim, yanımda fısır fısır konuşulmaya çalışıldığında oradan uzaklaştım… Dedim ya ben sadece uçak biletlerini alan ve sorun olduğunda bileti değiştirme, iptal etme ve yaptığım her şeyin maddi/manevi bedelini ödemesi gereken bir kaynaktım.  Benim için maddiyat hiçbir zaman önemli olmadı onun için takılmadım öyle şeylere, niye hep ben alıyorum herkes kendi biletini alsın diyemedim. İçimizden biri ödemeleri yapmışsa aynı gün verebiliyorsam verdim olmadı ertesi gün verdim kimse çıkıp bana üç ay vermedin bile diyemez. Özen gösterdim her yaptığım şeye ama yaptıklarıma karşılık kimse özen göstermedi bana. Bir sorun yaşandığında hep çözmeye çalıştım ama hep sözler duydum, insanların arasında kaldım kimse kırılmasın, parçalanmasın diye kendimi arada parçalayıp bitirdim ama kimsenin arkadaşlığına zarar gelmesin dedim iki tarafı da idare ettim. Ne sözler söylendi, ne kadar kalp kırıldı ama hepsinde sustum, ağzıma söylenecek o kadar söz gelse de söyleyip kırmak istemedim kimseyi ama bana ağıza gelen her şey söylendi ve yerle bir oldum… Yine kaybetmemek için uğraştım, yine anlatmaya çalıştım, benim de yanlışım olabilir ama kendine de bak bunlardan kırıldım diye anlatmaya çalıştım, özür diledim, bir çok yerden yazdım… okuyup aldığım cevap üç beş kuruşun hesabını yaparak o da arada kaynamasın demek oldu ve o an yaptığım her şey başıma yıkıldı benim ve konuştuğum sosyal medya hesabını o an sildim, dahasını okuyacak gücüm yoktu çünkü…
Peki ya sonuç?! 
Kötü olan ben oldum, yaptığım o kadar plana karşılık ortada ben kaldım, herkes keyfine baktı, beraber yaptığımız planda gidip gönlünce eğlenildi, mutluluğunu insanlarla paylaşmaktan çekinmedi ama ben yaptığım o kadar şeye rağmen rahatsızlık vereceğimi düşündüm, üzülmesin dedim, benim hakkımda kötü düşünmesin istedim ama o aksine nispet yaparcasına huzurla geçirdi zamanını… 
Yaşadığım onca şeye ve kırgınlıklarıma rağmen almış olduğum yılbaşı hediyesine bakıp ağladım bir süre, ben bunları hak edecek ne yaptım diye çok sorguladım kendimi ama kimse benim kadar kendini sorgulamadı… Bitirdim içimde artık, çok emek vermiştim, çok değer vermiştim ama karşılığını bir adım dahi alamadım; içimdeki yara da geçecek bir gün…

Sevdiğim için de durum benzer… Yaşadıklarımı anlattım; kırgınlıklarımı, ne kadar değer verdiğimi, sevdiğimi anlattım, çok özen gösterdim, kalbi kadar yakın hissetmesi için her zaman yanında olduğumu göstermeye çalıştım. Bir adım bekledim, benim de değerli olduğumu gösteren bir adım, biraz sevgi, biraz değer… Hissettiklerini benim kadar göstersin beklemedim ama hissedeyim istedim ama hep eksik bırakıldım…
Hep arada yaşadım, bir gün iyiyken ertesi gün nasıl tepki gösterileceğini bilemedim… Sevdiğimi bile söylememeye başladım sonrasında, söyleyemedim çünkü tepkisini bilemedim… Sevgi büyük bir duyguydu benim için… İnsan bu güzel duyguyu söylemekten çekinir miydi? ama çekindim işte o temiz duyguya zarar gelmesin istedim...
Söyleyemediğim çok şey bıraktı içimde... O kadar yarım kalmışım ki, dilediğim gibi sevemedim bile…  Hep bir mesafe koydu araya, uzanmaya çalıştıkça duvarlar ördü... Verdiği mutluluklar bile hep emanetti bana. Benim eksik mutluluğumdur hepsi... Beni sevmesini istedim, yaşadıklarımız özel diye düşündüm belki yanıldım, bilmiyorum çünkü soramadım hiç ve hiç anlatmadı hissettiklerini benimle ilgili… 
Hayatında olduğumu düşündüğüm birinden sevmesini beklemem fazla mıydı onu da bilmiyorum? Dedim ya belki de ben yanıldım onun için hiç özelliğim bile yoktu belki de... 
Beni sevmesini bekledim sadece, gösterdiğim o değere karşılık sevilmeyi bekledim... Bunun için çok dua ettim... Her gece uyumadan önce, uykumda bile... Ben bu sevgiyi hissediyorsam mutlaka bir karşılığı olduğunu düşündüm. Sevgiyi düşünmek yerine başka şeyler düşünüyorum dediğinde, hayallerinin içinde olmayı diledim. Örnek gösterdiği ilişkilerde hemen yanına da bakmasını bekledim, bu kadar çok değer veren biri olduğunu görür diye düşündüm…  Karşılıksız sevmek umutla beklemekti belki de… Karşılığı olmayan sevgi bir gün kendini soğutacaktır biliyorum, umarım o gün gelmeden verilen değeri görmesini ve kaybetmemeyi diledim…
Yazsam sayfalarca yazacağım şeyler var aslında ve anlatamadığım dahası… 
Başı ve sonu belli değil, ben arada bırakılıp ne yaşadığını/yaşayacağını bilmeden bakınıyorum işte... Ama biliyorum bir gün tamamen soğuyacak bu sevgi şu anda bile hissediyorum günden güne azaldığını ve sadece diliyorum verilen o değeri kaybetmemesini...

Şu an içimden bu geçenleri iş yerinde , gözlerimden yaşlar süzülerek yazsam da bu yarayı tuz basarak kapatacağımı biliyorum... 

Dostum için de sevdiğim için de yüreğimden geçen son şeyi yaptım…
Umarım yaptığım o güzel şeyler hayatım için en güzel karşılığını bulur...
Yanımda olanla, beni sevip değer verenle sevgiyle, dostlukla, aşkla yürümeye hazırım…

18 Ocak 2017 Çarşamba

Nefes Al

Hayat her zaman adil gözükmeyebilir gözüne ama yine de çok güzeldir.
Hayat o kadar kısa ki, birisinden nefret ederek vaktini harcamamalı
Mucizeleri göremiyorum deme, dışarı çık, mucizeler her yerde bizi bekliyor
Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin. Anlamayana anlatmaya çalışma sus gitsin.
Hayatı çok fazla sorgulama, harekete geç ve gerekeni şimdi yap sonrası geç olacaktır.
İlk maaşından itibaren, emeklilik için para biriktirmeye başla
Konu çikolata olunca direnmek gereksizdir.
Geçmişinle barış ki, geleceğini zehir etmesin. 
Hayatını, başkalarının hayatı ile kıyaslama. Hangi koşullardan geçerek buraya geldiklerini bilemezsin.
Eğer bir ilişkin varsa ve ilişkinin bilinmemesini istiyorsan, o ilişki içinde olmamalısın.
Hayatta ne tutku duyuyorsan peşinden gitmeli ve bu yolda “hayır”ı cevap olarak kabul etmemelisin.
Yeniden çocukluğunu yaşamak tamamen sana bağlı ve kimse de sana karışamaz
Güzel mumlarını yak, güzel çarşaflarını ser, çeyizindeki yemek takımlarını kullan. Özel günleri bekleme, bugün gayet de özel bir gün.
Mor giymek için daha da yaşlanmayı bekleme, sıra dışı olmanın tam sırası
Çok kötü olaylardan sonra şöyle düşün: “5 yıl sonra bu olayın bir önemi olacak mı?”
Herkesi ve her yapılanı bağışla, affet, önemseme, hayat bunlara değmiyor.
Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünden sana ne? İstediğini düşünüp, istediğini konuşsunlar her şeyi gören biri var unutma.
Ne demişler, zaman her şeyin ilacı. Zaman ver.
Durum ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun değişecek, bunu unutma!
Mucizelere inan.
Unutma, seni öldürmeyen şey seni güçlü kılar. Bu hep böyle olmuştur.
En iyi şeyler henüz gerçekleşmeyenler, umudunu kaybetme.
Ne yapacağını bilemediğinde bir kaç derin nefes al, iyi gelecektir.
Hayat bizlere kocaman bir hediye, bunu unutmadan yaşamalı...

Ve son olarak Ataol Behramoğlu’nun bir şiiri ile bitirelim.

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…

17 Ocak 2017 Salı

Evvela Samimiyet ve Düsürtlük

Hayatta başka bir şeye ihtiyacınız yok, evvela samimi ve dürüst olun yeter...

Söylediğiniz söz ve yüreğiniz bir olsun...
Dili süslü yüreği pisli insanlar hayatınızdan uzak olsun...

13 Ocak 2017 Cuma

Yaşamla Mücadele

Yine aynı noktadayım sanki... Yaşamla başa çıkamadığımı düşündüğüm anlarda hep başka bir yaşamda olmayı arzuluyorum. Biliyorum, bu bir korkaklık! Ama böyle olsun istiyorum işte.
Mücadeleden yıldım artık! Kimselerin fark etmediği ve fark etmek istemediği zavallı mücadelem.

Yaşam üstüme üstüme geldiğinde, yerime bir kopyamı bırakıp, kaçasım geliyor. Evet , resmen kaçmak istiyorum. Herşeyi özleyene kadar kalmak istiyorum tamamen yabancı insanların olduğu bir yerlerde. Kimse beni tanımasın. "Neyin var?" diye sormasın...
Ve nedense hep böyle zamanlarda geliyor aklıma yarım bıraktığım, ertelediğim, iptal ettiğim düşlerim. Bir arkadaşın "yaşamımı sevmediğim" hakkındaki iddiası doğru. Şu anlarda gerçekten yaşamımı sevmiyorum.

Kötü bir zamandayım… Yaşamın iki ucu arasında gidip geliyorum. Ortası ise belirsiz bir hayat… Kimseye söyleyemiyorum derdimi.. Söylesem de çaresiz belki de.. Sadece paylaşmak… Sadece şu an yaşıyor olduğum kötü durumda sevdiklerim yanımda olsun istiyorum. Saçma sapan bin türlü düşünce var kafamın içinde –kütlenin dışında- Günleri saymaya başladım… Bugün ne olacak? Bu akşam uyursam yarın sabah uyanabilir miyim gerçek dünyaya? Uzun bir yaşam hayal etmedim hiç mesela 50 yaşına gelebileceğimi düşünmedim… Ama şimdi koca bir belirsizlikle yaşamak ağır geliyor bana…

Eğer yarım bıraktıklarımı sonlandırabilseydim ne olurdu? Nasıl bir yaşamım olurdu? diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bazen başa çıkamıyorum yaşamla ya! Sabrım tükeniyor sanki çarelerin tükendiği gibi. Tam mücadelem sonlanıyor diye düşünürken bir anda başladığım noktada buluyorum kendimi. Bu anlarda çevremde olup bitenler hiç ilgilendirmiyor beni sanki. Komşu ülkedeki savaş bile beni ilgilendirmiyor. Kendi yaşam savaşım daha önemliymiş gibi geliyor.
Herkes beni aynı anda unutsun istiyorum mesela. Ve ben sonsuz bir özgürlükle hareket edeyim. Kendimi sahilde bulayım. Ayaklarımı dalgaların taşıdığı kumlar gıdıklarken ben ufka bakıp öylece kalayım. Derin derin aldığım nefesler özlediğim birinin kokusunu getirsin beraberinde mesela. Gözlerimi kapatayım. Açtığımda özlediğim biri yanımda olsa. Müşfik bakışlarını hissetsem üzerimde. "Herşey yoluna girecek, üzülme artık!" diyen sesini duysam kulaklarıma inanamayarak. An uzasa... Sonu gelmese...

Hep böyle zamanlarda mı gelir eski duyguları insanın aklına acaba? Giden böyle zamanlarda mı anımsanır? Gitmeseydi nasıl bir yaşamımız olurdu diye niçin düşünülür ki? Neden elindekilerin değerini bilemezsin? Neden başka hayaller kuşatır seni gerçekler varken? Neden elini tutan eli sımsıkı tutmazsın, tutamazsın? Neden yetmez verilen sevgi? Ne istenir, senin mutluluğun için çabalayan insandan? Ne istersin de alamazsın acaba? Niye sadece yaşamın ilk yarısını paylaşırsın? Ya paylaşılmayan ikinci yarısı ne olacak? Neden istemediğin anlarda bu soruların yanıtlarını düşünür bulursun kendini? Peki, yanıt bulabilir misin?

Bazen hayaller gerçek olsaydı diyorum. Yaşadığımız kötü anılar da sadece uyandığımızda unuttuğumuz kabuslar olsaydı. Problemlerin çözümleri kolay bulunabilseydi. Çocukluğumuzdaki gibi sorumsuz gülebilseydik yaşama. Var olan mutsuzluğun, çözümsüzlüğün sebebi çocukluktaki mutluluk mu acaba? Çocukluğunu mutlu yaşayanlar hep o mutluluğu mu özlerler acaba? Yoksa yaşamayı mı beceremiyoruz? Ah şu yanıtlarını kimsenin tam bilemediği sorular...

Birgün çözeceğim yaşam denilen bilmeceyi derdim ama şimdi ölümün ne zaman kapımı çalacağını bekliyorum...

11 Ocak 2017 Çarşamba

İnsanları Tanımak

"İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin ama tüm sevginizi vermeyin, Onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksnız" demiş Mevlana.

Önceden bu söze çok inandığım söylenemez, insanları tanımak ve onların içlerindeki iyiliği veya karanlık yanları keşfetmek konusunda çok sorun yaşamadığım için böyleydi. Hep sanırdım ki herkesin çok derinlerde yansıttaklarının yanı sıra bambaşka ve benzersiz güzellikte bir dünya var. Açık söylemek gerekirse, gerek sezgilerim gerekse gözlemlerim nedeniyle çok yanılmadığım için arkadaşlarım, dostlarım ve yakınlık kurduğum insanlarla ilgili kanaatim çok fazla değişmedi. Belki de onları baştan doğru tanımayı başarabildiğim için ve gerek onlardan gelen sözleri gerek davranış göstergelerini sağlıklı değerlendirebildiğim için onlarla ilişkilerimde gerçekçi olmayan beklentilerim de olmadı.

Ama sonunda ben de yanıldım. Felaketim olacak kadar ciddi bir yanılgıya düştüm... Bir süre bu yanılgıyı kabul edemedim ve içime sindiremedim. Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım. Hiçbir gerekçem ve hiçbir analizim fayda etmedi yaşadıklarıma. 
Utandım, sıkıldım, gözyaşı döktüm...
Döndüm dolaştım, her yolu denedim. 
Kendimle kavga ettim. 
Acısını ailemden çıkartmaya yeltendim. 
Gözlerimi kapadım, duyduklarımı başka birinden gelen ses diye düşündüm. 
Gittim, geldim, aradım olmadı; çaresi yoktu...
Yaşadıklarım bir kabus gibiydi. 
Bir insanı tanımak, ona bir şekilde kendini de açmayı gerektirir. Bu da bir çeşit teslim olma, karnını açma halidir işte...

Zamanla kabul ettim ben de yanılmıştım. 
Bir insanın temel kişilik özelliklerinden ne olursa olsun bu kadar saparak bambaşka bir insana dönüşmesi: bana onun aslında kimliksiz olduğunu ve kendini ustaca başka biri gibi sunmayı başarabildiği sonucuna varmama neden oldu. 
Geç de olsa bu dünyada böyle insanların da olabileceğini ve üstelik benim başıma gelebileceğini öğrenmiş oldum...

Artık biliyorum ki herhangi bir insan hakkında hiçbir zaman tam kanaat oluşturmamak gerekir. Her şey olasılık dahilindedir. 
En çocuk haliniz sadece kendinize saklanmalıdır. 
Bulanık zihinli insanlardan kaçınmak gerekir. 
Hiçbir davranış göstergesini yok saymamak ve parantez içlerini didikleyerek olabildiğince doğru yorum yapmak gerekir. 
Doğallık, samimiyet, içtenlik bunları en hoyratça bozguna uğratan maskelilerin diline pelesenk olmuş gibi görünüyor artık bana nedense...

Dürüst olduğum için, çevremde beni bu kadar çok seven insan olduğu için mutluyum...
İnsanları tanıyamasam da insanların beni çok iyi tanıdıklarını görmek ve bilmek, o kadar kötü şeyler yaşamama, haklı olduğumu bilmeme karşılık yine de hakaretlere uğramak, yine de saygımdan ve dürüstlüğümden sessiz kalmak, haksız konuşulan, söylenen her şeyin evrende dönüp dolaşıp bir gün sana döneceğini bilmek ve sonunda görmek...

İyi ki dürüstüm, iyi ki insanım ve iyi ki vicdanım var...
Hepimiz bu Dünya’ya onurlu bir şekilde doğarız, ancak önemli olan insanların yaşadıkları sürece onurlarını koruyabilmeleri değil mi?
Yaşamımızda baş tacı yapıp yücelttiğimiz insanların, saygınlığını ifade eden onur gibi bir değerin kaybedilmesi acı bir gerçektir.
Bir insana dürüst denilebilmesi için o insanın önce kendine karşı dürüst olması, daha sonra en yakınından en uzağına kadar olan herkese karşı ortaya koyduğu, onurlu insan olmanın gerekliliklerinin de yerine getirmesidir...
Onurlu insan olmak sadık olmayı gerektirir. Bireysel çıkarı için en yakın dostunu, arkadaşını yüzüstü bırakmak, yola çıktığın insanı yolda bulduklarına değiştirmek değildir onurlu olabilmek...
Onurlu insan olmak dürüst olmayı gerektirir...

Bütün yaşadıklarımın sonunda bugün çok şey öğrendim!

Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, ama yaşanan güveni yok etmek için tek bir saniyenin yettiğini öğrendim...
Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim…
Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, kendimin en iyi yaptıklarımı kıstas almam gerektiğini öğrendim…
İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim…
Her ne kadar ince kesersen kes, kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim…
Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim…
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim…
İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile farklı şeyler görebildiklerini öğrendim…
Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, sonuçları önemsemediklerini öğrendim…
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim…
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim…
En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştığını öğrendim…
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin çok zor olduğunu öğrendim…
Birini ne kadar çok seversem hayat onu senden o kadar erken aldığını öğrendim…

Çok şey öğrendim işte!...